Güneydoğu'nun Değişen Nüfus Yapısı
Güneydoğu`da Kürt, Arap ve Türk nüfusu iç içe yasiyor. Araplarla Kürtlerin birlikteligi ilk Islami fetihlerin yapildiği Asr-i Saadet`e kadar uzanır. 1071`de Türklerin de Anadolu`ya gelmesi -ki Güneydogu`da yasayan Kürt ve Araplar Alp Arslan`a 10 bin asker vermisti- ve özellikle Yavuz`un basariyla sonuçlanan Dogu Seferi`nden sonra buraya önemli miktarda Türk nüfus da gelip yerlesti. Etnik veya mezhep kriterleri esas alinarak nüfus sayimi yapilmadigindan etnik gruplarin orani hakkinda kesin bir sey söylemek mümkün degildir. Ancak genel kanaat, Güneydogu`da Araplardan ve Türklerden mütesekkil nüfusun yüzde 30-35 civarinda oldugu yönündedir. Bu nispet uzun zamanlardan beri varligini bu sekilde koruyordu. Simdi bu nispet degisiyor. Mardin`den baslamak üzere Ömerli, Midyat, Hasankeyf ve Siirt`e kadar uzanan yogun bir Arap nüfusu var. Ilk Islami fetihlerin izlerini ve bölge Müslümanlasirken, Arap yarimadasi, Yemen ve Irak taraflarindan yapilan nüfus transferlerinin hala derin etkilerini müşahede etmek mümkün.
II. Abdülhamit de Yemen,Libya ve Tunus`dan bir miktar Arap nüfusu transfer etmisti. Transferler 100`er mahalle olarak yapildigindan bu yeni gelenlere `Mahalle mie`den `Mahallemi` dendi, hala da öyle deniyor. Abbasiler zamaninda Ehl-i Beyt`e baski yapilirken, Peygamber soyundan gelen çok sayida aile Dogu ve Güneydogu Anadolu bölgelerine göç etti, buranin halki tarafindan korundu. Bölgenin Seyyidleri o dönemden kalmadir. Uzun yüzyillar nüfus dengesi üç asagi bes yukari bu sekilde devam etmisken, özellikle son 15 sene içinde meydana gelen çatismalar nüfus dengesinin bozulmasina yol açti. Mesela bugün Mardin`de Arap nüfusu yüzde 40, Kürt nüfusu yüzde 60, Siirt`te Arap nüfusu yüzde 30, Kürt nüfusu yüzde 70`ler seklinde yeniden olusmaya basladi. Arap nüfusu gerek geleneksel yapisi gerekse sayica azinlik olmasi gibi sebeplerle `milli/ulusal bir bilinç` veya farkli bir siyasi arayis içinde olmadigindan dogrudan varligini Türkiye`nin geleceğiyle iliskili olarak görmektedir. Türkiye Araplari, Misak-i Milli sinirlari çizildiginde o zaman Kürtlerle birlikte gönüllü olarak Türkiye içinde kalmaya karar vermislerdir. Önemli Arap nüfusunun yogun oldugu Hatay ise bilindigi üzere 1939 yilinda Misak-i Milli sinirlari içine katilmistir. 1999`a kadar süren terör ve çatismalar hem Kürtlerin hem Araplarin yasadigi köylerin boşalmasina sebep oldu. Simdi devlet `Köye Dönüş Projesi` çerçevesinde yeni tedbirler almaktadir. Fakat köylerini boşaltan Araplar geri dönmüyor, dönmek isteyen Kürtler de köylerini pek cazip bulmuyor. Bu yüzden Diyarbakir`in nüfusu 1 milyonu asmiş durumda. Diger şehirlerin de varoşlari bir tür mülteci kampları tarafindan kusatilmış bulunuyor. Yoğun bir şekilde dönüş istikametine girmiş bulunan Süryanilerdir. Gerçi Süryaniler hiçbir zaman çatişmaların hedefi olmadı, ama bölgeyi güvensiz buldukları için Batı`ya gittiler. Bu arada Süryani köylerine yerleşmiş bulunan korucular ve diğerleri şimdi güvenlik kuvvetleri tarafindan çikartilmakta, Avrupa`dan gelen Süryanilerin bölgeye yerleşmeleri sağlanmaktadır. Süryaniler, sadece beşeri olarak dönmüyorlar, bölgeye önemli yatirimlar da yapiyorlar. Bugün özellikle Süryanilerin `kutsal` kabul ettigi Türabdin bölgesinde (Mardin-Midyat arasi) önemli arazi ve mülk alımlari yapılmaktadır.